İklim zirvesine günler kala doğa yatırıma açıldı… Koruma alanları şirketlere feda ediliyor

COP31‘e günler kala doğal sit alanlarında enerji yatırımlarının kapsamı genişletildi. Nitelikli Doğal Koruma Alanları‘nda rüzgâr enerji santrali (RES) ve hidroelektrik santrali (HES) projelerine izin verilmesinin önü açılırken rüzgâr santrallerinde 50 megavatlık kurulu güç sınırı kaldırıldı. HES yatırımlarına ise iklim kriziyle mücadele ve karbon nötr hedefi gerekçe gösterildi. Doğayı koruma hedefleriyle çelişen kararlar, korunan alanların geleceğine ilişkin tartışmaları büyüttü.

3 Kasım 2026 tarihli Resmî Gazete‘de yayımlanarak yürürlüğe giren kararların toplantı tarihi ise 26 Ekim 2026 olarak kayıtlara geçti. Düzenlemelerin en dikkat çekici yönü, Nitelikli Doğal Koruma Alanları’nda enerji yatırımlarına ilişkin sınırların değiştirilmesi oldu. Yenilenebilir enerji yatırımları gerekçe gösterilerek yapılan değişiklikler, doğal alanların korunması ile enerji üretimi arasındaki dengenin nasıl kurulacağı sorusunu gündeme getirdi. Düzenleme, Bakanlığın kendi koruma hedefleriyle de çelişen bir tablo ortaya çıkardı.

Bakanlığın 2025 yılı Performans Programı’nda doğal değerlerin korunması ve korunan alanların gelecek kuşaklara aktarılması temel hedefler arasında gösterilirken, yeni kararlarla özel koruma statüsündeki alanlarda enerji yatırımlarının kapsamı genişletildi. Doğal mirası koruma taahhüdü ile koruma alanlarında RES ve HES projelerine izin veren uygulama arasındaki çelişki, Türkiye’nin doğa koruma politikalarını yeniden tartışmaya açtı.

EN HASSAS ALANLARDA RES İZNİ

Yeni düzenlemenin en dikkat çekici başlıklarından biri, Nitelikli Doğal Koruma Alanları’nda RES projelerine ilişkin değişiklik oldu. Bakanlığın 5 Ocak 2017 tarihli ilke kararında yer alan, bu alanlarda türbin sayısının 20’yi ve kurulu gücün 50 megavatı aşmaması koşulu değiştirildi.

Yeni kararla 50 megavatlık kurulu güç sınırı kaldırılırken türbin sayısı üst sınırı 18 olarak belirlendi. Böylece Nitelikli Doğal Koruma Alanları’nda kurulacak RES projeleri için toplam kurulu güce ilişkin önceki sınırlama ortadan kalktı. Projelerin değerlendirilmesinde alanın doğal kaynak değerleri, ekolojik bütünlüğü ve çevresel etkileri dikkate alınacak.

RES yatırımlarına ilişkin başvurular, koruma amaçlı imar planları ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonlarının değerlendirmesi doğrultusunda ele alınacak. Ancak kurulu güç sınırının kaldırılması, doğal koruma statüsündeki alanlarda enerji yatırımlarının ölçeği ve ekosistem üzerindeki olası etkileri konusunda yeni soru işaretleri yarattı.

HES’E İKLİM KRİZİ GEREKÇESİ

Nitelikli Doğal Koruma Alanları’nda HES projelerine ilişkin düzenleme de dikkat çekti. Bakanlık kararında fosil yakıt kullanımından kaynaklanan zararlı gazlar, sera etkisi, küresel ısınma ve iklim değişikliği gerekçeleri sıralandı. Paris Anlaşması kapsamında belirlenen 2053 karbon nötr hedefi, enerji arz güvenliği ve yenilenebilir kaynakların etkin kullanımı da HES yatırımlarına dayanak olarak gösterildi. Karara göre, bu alanlarda HES projelerinin gerçekleştirilebilmesi için üniversitelerin ilgili bölümlerine ekosistem değerlendirme raporu hazırlatılması gerekiyor. Raporda ortaya konulan önlemlerin yatırımcı tarafından kabul edilmesi, gerekli taahhütlerin alınması ve koruma amaçlı imar planlarının oluşturulması koşuluyla projelere izin verilebilecek.

Bir diğer ilke kararı ise Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanları’nda yapılacak HES projelerini kapsıyor. Bu alanlarda da ekosistem değerlendirme raporu ve koruma amaçlı imar planı şartı getirildi.

RAPORU ÜNİVERSİTE, TAAHHÜDÜ YATIRIMCI VERECEK

Yeni düzenlemelerde üniversiteler tarafından hazırlanacak ekosistem değerlendirme raporları önemli bir aşama olarak öne çıkıyor. Ancak raporların hazırlanmasının yanı sıra yatırımcıların belirlenen önlemleri uygulamayı taahhüt etmesi de izin sürecinin koşulları arasında bulunuyor. Bu durum, doğal koruma alanlarında gerçekleştirilecek projelerin ekolojik etkilerinin nasıl izleneceği, raporlarda belirlenen önlemlerin ne ölçüde uygulanacağı ve yatırım sonrasında denetimin nasıl yapılacağı sorularını da beraberinde getiriyor. Özellikle akarsu yatakları, ormanlık alanlar, vadiler ve biyolojik çeşitlilik açısından hassas bölgelerde gerçekleştirilecek enerji yatırımlarının yalnızca proje aşamasında değil, işletme sürecinde de değerlendirilmesi gerekiyor. Çünkü bir doğal alanın korunması, yalnızca yapılaşmanın sınırlandırılmasıyla değil, ekosistemin bütünlüğünün devam ettirilmesiyle mümkün.

2030 HEDEFİ YÜZDE 30, MEVCUT ORAN YÜZDE 13,73

Düzenlemelerin zamanlaması, Türkiye’nin uluslararası koruma hedefleriyle de tartışma yarattı. Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi kapsamında belirlenen 30×30 hedefi, 2030 yılına kadar kara, iç sular ve deniz alanlarının en az yüzde 30’unun koruma altına alınmasını öngörüyor. Türkiye de bu hedef doğrultusunda korunan alanlarını artırmayı taahhüt eden ülkeler arasında yer alıyor. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Türkiye’de korunan alanların oranını 2030 yılına kadar yüzde 30’a çıkarma hedefini açıklamıştı. Ancak 2023 yılı sonu itibarıyla Tarım ve Orman Bakanlığı ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü sorumluluğundaki kara ve deniz korunan alanlarının ülke yüzölçümüne oranı yüzde 13,73 olarak açıklanmıştı. Korunan alanların oranını artırmayı hedefleyen bir ülkede, Nitelikli Doğal Koruma Alanları’nda enerji yatırımlarına ilişkin izin koşullarının genişletilmesi, koruma politikalarının uygulamadaki karşılığını tartışmaya açtı.

HES’LERİN TAHRİBATI YILLARDIR TARTIŞILIYOR

Türkiye’de özel sektörün HES yatırımlarına yönelmesinin önünü açan 2003 tarihli düzenlemeyle birlikte akarsu ve nehir havzalarında çok sayıda proje hayata geçirildi. Su kullanım hakkı anlaşmalarıyla özel şirketlere 49 yıla kadar kullanım hakkı tanınması, özellikle kırsal bölgelerde uzun yıllardır süren çevre mücadelelerinin başlıca konularından biri oldu. Dere yataklarına kurulan HES’ler nedeniyle su rejiminin değişmesi, doğal yaşam alanlarının parçalanması, tarımsal faaliyetlerin etkilenmesi ve vadilerde ekolojik bütünlüğün bozulması tartışmaları gündeme geldi. Bazı bölgelerde yurttaşlar ve çevre örgütleri projelere karşı hukuki mücadele yürüttü. HES projelerinde su miktarının yetersiz kalması üzerine mevcut santrallerle birlikte RES ve güneş enerji santrali (GES) yatırımlarının yapılmasına yönelik girişimler de gündeme geldi. 2023 yılı itibarıyla 140 HES için birleşik RES ve GES başvurusu yapıldığı bildirildi.

DÜNYA NEHİRLERİ ÖZGÜRLEŞTİRİYOR

Türkiye’de yeni HES yatırımlarının önünün açılması tartışılırken, bazı Avrupa ülkelerinde ve ABD’de ekonomik ömrünü tamamlayan barajların kaldırılması ve nehir ekosistemlerinin yeniden doğal akışına kavuşturulması yönünde çalışmalar yürütülüyor. Avrupa’da 2025 yılında 602 barajın kaldırıldığı, ABD’de ise aynı yıl yaklaşık 100 barajın yıkıldığı ve nehir bağlantılarının yeniden kurulması için çalışmalar yapıldığı bildirildi. Bir tarafta nehirlerin doğal akışını yeniden sağlamaya yönelik restorasyon projeleri yürütülürken diğer tarafta Türkiye’de koruma statüsündeki alanlarda HES yatırımlarına ilişkin yeni izin koşullarının belirlenmesi, enerji politikaları ile ekolojik koruma arasındaki yaklaşım farkını ortaya koydu.

COP31 ÖNCESİ DOĞA SINAVI

İklim krizinin etkilerinin giderek ağırlaştığı bir dönemde ormanlar, sulak alanlar, akarsular ve doğal sitler yalnızca biyolojik çeşitliliğin değil, karbon döngüsünün de temel unsurları arasında bulunuyor. Bu alanlar karbon depolama, su döngüsünün devamlılığı, toprak koruma ve doğal yaşamın sürdürülmesi açısından kritik görev üstleniyor. Türkiye’nin 2053 karbon nötr hedefini ve uluslararası iklim taahhütlerini gündeme taşıyacağı COP31 öncesinde alınan kararlar, yenilenebilir enerji yatırımlarının hangi alanlarda ve hangi koşullarda gerçekleştirileceği tartışmasını yeniden alevlendirdi. Nitelikli Doğal Koruma Alanları’nda RES ve HES projelerine ilişkin koşulların değiştirilmesi, iklim kriziyle mücadelede yalnızca enerji üretiminin değil, doğal varlıkların korunmasının da öncelik olması gerektiğini bir kez daha ortaya koydu.

Author: Halil Arslan